Köleler efendilerinin yanında boynu bükük beklerler sabah ve akşam.
Efendileri onları gemilerle getirmiştir kara bir kıtadan sahte bir beyazlık ülkesine. Beyaz o gün kirlenmiştir. Hem de bembeyaz bir kir…
Efendileri onlara adlar koymuşlardır kendi adlarından. Kendi artıklarından da yemek.
Köle sahibinin evini kendi evi bellemiştir. Kaçalım diyen başka bir köleye “Neden?” Dedi. “Burada sahip olduğumuzdan daha iyi ne var ki, hiçbir yere gitmiyorum.”
Malcolm kaçalım diyen zenciydi. Siyahtı, hem de simsiyah ve tertemiz.
Öfkeliydi, bunu da inkar edecek değildi. Ama kölenin öfkeli olanı makbul değildi. Özgürsün dendiğinde bile. Köleliğin rengi ve kokusu sindirilmişti üzerlerine. Bu da öfkesini tüm öfkelerden daha büyük yapıyordu.
Beyaz adamın oyununa gelemeyecek kadar kafası çalışıyordu. Beyaz adamın attığı kemikleri tiksinerek bakıyor ve dört yüz yıllık eziyeti unutmamızı istiyorlar, diyordu.
Hesap vermeye değil hesap sormaya gelmişti. Beyaz adamı da oldukça korkutmuştu.
“Kimse sana özgürlüğünü vermez, Kimse size eşitlik, adalet yada başka bir şey veremez. Erkekseniz gidin ve kendiniz alın.”
El açmıyordu, hakkı olan şey için dövüşüyordu.
Simsiyah bir dünya için savaşıyordu. Siyahın sözlükteki anlamını yeniden yazıyordu. Beyaz adamın söylemlerini taşa tutuyordu.
Onu tüm kirlerinden arındıran din, onu ırkçılık belasından da arındırıyordu Kabe’nin önünde.
O güne kadar öğrendiklerini bir kenara bırakıp, “Sana söylediğim her şeyi unut . İslam’a dair bildiğim ve öğrettiğim her şey yanlışmış. Hakikat’i yeni öğrendim. Her şeye sil baştan başlıyoruz.”
Dönüşüm ve tekâmül.
O sapkın düşüncelerden sıyrılıp gerçek bir Müslüman oluyordu.
Bu dönüşümü sadece beyaz adam değil, ev zencileri de kabul edemezlerdi.
Malcolm X olarak gittiği hacdan El-Hac Malik Eş-Şahbaz olarak dönüyordu.
Sesi artık daha gür olarak çıkıyordu. Bir ırmak olmaktan çıkıp çağlayan olmuştu. Kontrol edilemiyordu, o da kontrolden çıkmak istediğini haykırıyordu.
Sesi şahadetinden sonra bile yankılanmaya devam ediyordu.
İslamiyet’i Amerika’da yaşayan siyahlara yeni bir başlangıç olarak sundu. “Özgürlüğe inanan bir dine inanıyorum. Halkım için mücadele etmeyi men eden bir dini kabul etmek zorunda olsaydım, o dinin canı cehenneme derdim.”
“Amerika, İslam’ı anlamaya muhtaç. Çünkü bu din ırk sorununu söküp atan dindir.” Dediğinde beyaz ve siyah tüm ırkçıların oyununu bozuyordu.
O zaten tüm oyunları bozmak üzere yürüyen bir adamdı.
Yürüyüşü, yüzlerce dinleyicinin önünde şahâdete götüren kurşunları göğsünde duyduğunda zamanı ve mekânı da aşarak devam etti.
Yaşadığı gibi öldü.

Şubat 24, 2008, 5:39 üzerinde |
Onun hayatına yakışan bir ölümdü. Sadece hactaki düşünsel dönüşümü bile onun ne kadar büyük bir insan olduğunu gösterir. Ezber bozmak, klişeleşmiş fikirleri değiştirmek çok zordur. O hep zorların insanı oldu. Atalarının inandığı gibi inanmadı. Allah rahmetini bol versin…
Şubat 24, 2008, 5:39 üzerinde |
yorumun için teşekkür ederim abi.
Şubat 24, 2008, 5:39 üzerinde |
Bir şehit gibi yaşadı bir şehit gibi öldü…