Camda küçük derecikler oluşmuştu. Hüzün dokumuştu gönlümüzün üzerine hayat.
Yağmur yağıyordu.
Ve sen, sessiz sessiz ağlıyordun. Parmak uçlarıma bir gözyaşı değiyordu. Bütün bedenimi titreten, bilinmez hüzünlere beni ortak kılan bir gözyaşına dokunuyordu parmak izim. Parmak izim kadar kalıcı bir iz bırakıyordun yüreğimin üzerinde sessizce ağlarken.
Ve yağmur yağıyordu dışarıda, benim gönlümün üzerinde bulutlar toplanıyordu. Gözlerim, gözyaşlarına ortak olamamanın ıstırabıyla isyan ediyordu gönlüme. Binlerce yıllık hüzünlerin bekçisi gönlüm, bu hüzünle yeniden alevlere veriyordu kendini. Yanaklarıma düşmeyen gözyaşlarım kalbime akıyordu damla damla…
Kifayetsiz kelimeler söylüyordu dilim, dilim de biliyordu söylediklerimin yetersiz olduğunu. Bir hüznü kelimelerle dindiremezsiniz. Bir acıyı öğütlerle bastıramazsınız. Susuzluktan kıvranan birine ekmeğin ne hükmü olur ki.
Senin gözyaşların kadar büyük hüznüne, benim dökecek tek damla yaşım olmamasının ıstırabı bana yeter. Nasıl söyleyebilirim seni anlıyorum diye, anlamak yetmiyor işte: seninle birlikte ağlayabilmek gerekiyor. Seninle birlikte gülebilmek. Gülümsemene ortak olabildiğim kadar gözyaşlarına da ortak olmayı neden nasip etmedi Rabbim!
Dua, dua büyüyor hüznüm. Bir duam kaldı sana verebileceğim. Bir dua kadar yakınım sana sadece. Sana benim duamdan daha yakın olan Rabbime dualar ediyorum, etmeye çalışıyorum. Kirli, karanlık ve kül olmuş harabe halindeki kalbimle.
Yağmur yağıyor.
“Allah’ım mahcup etme bizi”
“Senden gelene şükreder kıl bizi, sende bekleyene sabreder kıl!”
“Tut ellerimizi ve bırakma ya Rab!”
Girdiği her kalbe hüzün bırakan gölgemi artık görmeyeceksin. Ama ben hep senin yanında olacağım bir dua gibi.
Ve sen hiç yalnız olmayacaksın, çünkü seni düşünüyor alacağım. Uzak ve sessiz bir ülkede: Simeranya’da…

Bu yazıları okuyorum, sonra ööylece kalıyorum. Yorum yapamıyorum, söyleyecek birşey bulamıyorum. Şuan söyleyebildiğim tek şey;
çok güzel…
Teşekkür ederim!